“Türk dizi sektörünün gelişimi,” aşağı yukarı bütün televizyonları “istila etmiş” vaziyette.
Kendi aralarında yarışarak adeta “tekelleşme sürecine” girdiler..
Son teknolojik imkânlarla çekilen “pahalı dizilerin” boy gösterdiği bir dönem yaşıyoruz.
Böylesine baskın bir dönemde ortaya çıkıp “kaliteli ve meşakkatli bir sinema filmi çekmek” öyle zannedildiği gibi kolay bir iş değildir.
Kaliteli bir film çekmek için başta çok para ister, ekip ister, plato, prodüksiyon, araştırma v.s. ister, ister de ister…
“En önemlisi cesaret ister.”
Bir sinema tutkunu olan “usta yönetmen İsmail Güneş’in” çok zor şartlar altında “toplumsal bir film” çekme cesaretini gösterebiliyorsa, bunu önemsemek gerekir.
Hem de doğallığı yansıtma adına, “yazı-kışı, baharı” ayrı ayrı bekleyerek gerçekçi mekânlarda ve zor şartlarda bıkmadan usanmadan uzun zamanda çekimlerini gerçekleştirerek “şah eser bir filim” ortaya çıkardığı için kendisini kutlamamız gerekiyor.
Böylesine önemli bir eseri ortaya koyduğu için biz de, “filimi değerlendirmeyi ve kamuoyu ile paylaşmayı” bir görev addediyoruz.
“İsmail Güneş ideali ve amacı olan” bir yönetmendir.
Bu hedefini geçmişteki filmlerinde de göstermiştir.
“ Çizme,” “Ateşin Düştüğü Yer,” “The İmam” ve “Kervan 1915” gibi filmleriyle ispatlamıştır.
Şimdi de “Sıvasız Evlerden Biri,” filmiyle “toplumsal bir trajediyi” ele alıyor.
Türkiye her ne kadar gelişiyor olsa da, hala yoksulluğun pençesinde kıvranan milyonlarca insan var…
Bu insanların ayrı ayrı “hikâyeleri ve dramları” vardır.
Filmin merkezindeki kahraman, “geçim sıkıntısıyla” boğuşurken “mekânın da eksik ve sıvasız bir ev olduğunu” görüyoruz.
Ekonomik zorlukların yanında, “yalnızlığın ve hastalığın pençesinde” var olma yok olma mücadelesi veriyor.
Tabi bu arada “şehit ailelerin dramları” da göz ardı edilmiyor.
Zorluklarla boğuşan baba, çatışma bölgesinde asker olan oğluna büyük umutlar bağlar.
Ancak, oğlu askerde teskere bırakma niyetindedir.
Bu durum, babayı daha da “ çaresizlik” içinde bırakır.
Bu filimde öne çıkan başlığın “Sıvasız ev” olmasının elbette bir anlamı vardır.
Yönetmenin kafasındaki anlamla, seyircinin aklındaki anlam elbette aynı değildir.
İşte burada seyirciyi düşünmeye sevk etmek ve “mekân ile insan arasında bir bağ kurmak” amaçlanıyor olabilir.
“Platolar ve mekânlar,” filmin karakterini oluşturur.
Aslında bizim coğrafyamızda, “ tabii mekânların güzelliği ve zenginliği” oldukça fazladır.
Bunu “sinema diliyle anlatmak” da başlı başına büyük bir ustalık ister.
Tabi derdi olan sinemacılar, bu güzellikleri fark edebilirler.
Bu durumu iyi kavrayan “İsmail Güneş,” mekâna göre senaryo yazıyor ve mekâna göre de film çekiyor.
Böylesine ”idealist gerçekçi bir film” kolay çekilmiyor.
Büyük bir prodüksiyona ihtiyaç vardır.
Bunun için de mekânları, mevsimleri, yöreyi bulmak, ekibi ve oyuncuları oralara taşımak büyük bir uğraş istiyor.
Bunların yanında gerçekçi olması için yaz çekimleri ayrı, kış çekimleri ayrı bir zaman biriminde gerçekleşmesi için “sabır ve azım” istiyor.
“İnsan idealist olunca,” bu zorlukların üstesinde gelme “cesaretini ve sabrını” gösterebiliyor.
Bütün bu zorlukların üstesinden gelebilmek için 5 sene bu işin peşini kovalıyor yönetmen.
Sonunda ” Sıvasız Evlerden Biri-Kurban” sinema eseri ortaya çıkıyor.
“Milliyetçi-muhafazakâr” kesimde, “İsmail Güneş’in sinema dilinin” ayrı bir yeri vardır.
“Görsellik ve simgesel anlatım” ön plandadır.
Filmlerinde “ diyaloga dayanan vaz-u nasihatler” pek yoktur.
Oyuncunun söyleyeceği mesajları, görüntülerle seyirciye söyletir.
Filmlerindeki gelişmelerin akışı, “heyecan ve merak duygusu içinde” bir istikamete doğru farkında olmadan ilerler.
Filmin kahramanıyla bütünleşen seyirci, sonunda kahramanıyla ya “sevinir, ya da üzülür.”
Vatan sevgisi, bayrak aşkı “slogana dayalı diyaloglar” yerine görselliklerle öne çıkar.
Ne anlatmak istediğini “diyaloglarla değil, görselliklerle” anlatır…
“Filmin kısa özeti:”
“ Astım hastası olan İbrahim, köhnemiş eski bir köy evinde bacakları kötürüm babası İsmail ile yaşamaktadır.
Parasızlık yüzünden eşiyle arasını bozulmuş, kendisini kızına bir okul defteri bile alamayacak durumdadır.
Babasının yaşlılık maaşını almak için gittikleri bankada kimliği olmadığı için parayı çekemezler.
Yanlarında kalp krizi geçiren birinin içinde yüklü miktarda para poşeti çıkan karmaşada bilmeden sepetlerine düşünce yanlışlıkla eve getirirler.
Yanlışlıkla bulduğu paraları ne yapacağını bilemez, geceleri kâbuslar görmeye başlar.
Bir yanda yoksulluk, bir yanda çatışma bölgesinde olduğundan hayati tehlikesi olan askerdeki oğlu, diğer yanda onu ömür boyu geçindirecek miktarda para…
Vicdanı yakasını bırakmaz.
Sonunda paraları karakola götürüp teslim eder.
Kısaca,
Sıvasız Evlerden Biri-Kurban filmi, İbrahim’in, babasının ve askerdeki oğlunun hikâyesidir.”
Mustafa K.TOPALOĞL
Araştırmacı-Eğitimci. Yazar
